SEVİŞ KARDEŞİM

 Balıkesir’de dünyaya geldi. Babası Kürt, Annesi ise Türktür. 'Bulvar Gazetesi’nin düzenlediği kainat güzellik yarışmasında birinci seçildi ancak evlenip boşandığı ortaya çıkınca tacı geri alındı.Haram adlı sinema filmi ile kariyerine başladı. Pek çok filmde rol aldı. Müzik eğitimi aldıktan sonra altı albüm ve bir de single çıkardı. 2000 yılında Kral TV tarafından düzenlenen video müzik ödüllerinde yılın bayan sanatçısı ödülünü kazandı. Talk Show formatında bir show programı ve Günaydın’da köşe yazarlığı yaptı(!) Tek kişilik bir tiyatro oyunundan başka, reklam filmlerinde oynadı ve halen daha adını verdiği dergisinin editörlüğünü yapıyor. Vikipedi’de yok ama bir dizide de baş rol oyuncusu olarak sanatını icra etti.

            Hepiniz tanıyorsunuz bu kadını. Üçüncü cümleyi okurken adını mırıldandığınızı duydum çünkü. Evet, o işte: Hülya Avşar…

            

            Onu Vikipedi'den arakladığım bilgilerle mi hatırlıyorsunuz bilmiyorum. Çünkü benim zihnimde yer edecek nitelikte bir albümü olmadı. Çektiği filmlerin çoğunu Bonussimo İmparator sayesinde hatırlıyorum.(Biraz da veletlik zamanlarımda annemin tv keyfini bozmak cesaretine haiz olamadığımdan). Show programını ise ''Ricky Martin'e attığı parmakla'' anımsıyorum. Köşe yazarlığını bu yazıyı yazarken öğrendim. Merak da etmiyor değilim hani. Tiyatro... Hem de tek kişilik... İlginç... Kim ne derse desin ''Dergisi'' incelenmeye değer ama!           

             Nicedir arar oldu onu gözlerimiz. Selülitlerini bu yaz yakalayamadı ''işinin erbabı magazinciler''. Sevgilisinin aldığı son model cipten inerken frikik de vermez oldu. Boşandığı için, çapkın kocasının fantezileri hakkındaki ''çarpıcı açıklamalar''ı da eskilerde kaldı. Yeni sevgilisi Saadettin Saran’la da pek görünmüyor ortalıkta bu aralar. Kardeşi Helin Avşar’ın on sekiz yaşını doldurması nedeniyle de ona buna veriyor olmasına ses çıkartamaz hale geldi. Dişiyle tırnağıyla(!) kurduğu imparatoriçelik çöküyor derken, imdadına ‘’her yaptığı Türkiye’de olay olan’’ Acun Abimiz yetişti. Şimdi de jüri olarak çıkıyor karşımıza Hülya Ablamız.

            Taşı toprağı altın olan memleketimizin sanatçı bakımından da zengin olması ''jüri'' konusunda hiç de zora sokmuyor yapımcıları. Kafalarına göre seçiyorlar! Nede olsa herkes ''usta'', herkes ''diva''… Bazen eleştiriyorum bu durumu ancak siz bana bakmayın. Nankörlük benimkisi. Oysa bizim için ‘’nelerini’’ feda ediyorlar...

                İşte bu yüce şahsiyetlerden biri olan Hülya Ablamıza Yetenek Sizsiniz Türkiye yarışmasında göz göre göre hakaret ediyorlar. Karşısına çıkanların dizleri titremiyor bile. Bu nasıl bir umursamazlıktır anlayamıyorum! Şarkı söyleyenin sesi çıkmıyor, show yapan seyirciyi coşturamıyor, rap yapan kelimeleri telaffuz edemiyor ve taklit yapan hiç benzetemiyor. Kimin karşısına çıktıklarını bilmiyorlar mı yoksa? Hayır hayır… İmkansız bu!

                                 

              Bazen bir iki kelime ile düşüncelerini belirtiyor Hülya Ablamız, bazen de konuşmasına gerek dahi kalmadan gülüşleriyle izah ediyor durumu. Fakat erkek bir oryantalin performansı onu can evinden vurunca, artık bu kadarını da kaldıramıyor o ince ruhu. Gül yüzü buruşuveriyor bir anda. ''Yetenek bunun neresinde?'' diye geçiriyor içinden. ''Bunu benim kızım da pekala yapar.'' Sonra, yıllarca bu ülke sanatının hayat damarlarından biri olmanın ona verdiği hakla ‘’Olmadı!’’ diyor ve ekliyor: ''Çünkü oryantal dansı yaparken insan biriyle sevişiyormuş gibi hareket etmeli, seksi olmalı. Tarkan’a bakın. Kendini nasıl bırakıyor müziğin kollarına. Sanki kendi kendine sevişiyor. Seninse kaburga kemiklerin yerinden çıkacakmış gibi duruyor!''

            Noktasına, virgülüne ve varsa anlatım bozukluklarına kadar katılıyorum bu cümlelerin. Çünkü ben kısmen izledim Hülya Ablamızı ''oryantal dansı'' icra ederken! (Sinan Çetin sağolsun!)

            Bir yolu olsa da, size de gösterebilse bu dansın nasıl ''yapılması gerektiğini''. İbrahim Tatlıses’e, Tanju Çolak’a, Kaya Çilingiroğlun'a, Sadettin Saran’a ve bilmediğim daha pek çoklarına gösterdiği gibi...

            Ne güzel olurdu değil mi? O da ''sanatın doruklarına'' çıkardı, biz de!


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !